KURTULUŞ CEPHESİ - Temmuz-Ağustos 2001


Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında:
Kurtuluş Cephesi, 62. Sayı (428 KB)

İÇ BORÇLAR

Ö d e m e l e r

 

Anapara

Faız

Toplam

Borçlanma

Net Artıs

Borç Stoku

2001 OCAK

1.600.551

1.168.922

2.769.473

9.608.037

8.007.485

44.428.106

Nakit Dışı

155.839

88.397

244.235

7.388.371

7.232.532

14.222.245

2001 SUBAT

4.363.897

2.179.778

6.543.675

5.363.279

999.382

45.427.488

Nakit Dışı

1.112.806

551.117

1.663.923

2.359.906

1.247.101

15.469.345

2001 MART

3.758.222

859.772

4.617.994

9.181.918

5.423.696

50.851.184

Nakit Dışı

565.048

546.525

1.111.573

5.089.452

4.524.404

19.993.749

2001 NİSAN

2.046.027

1.271.298

3.317.325

10.403.924

8.357.897

59.209.081

Nakit Dışı

50.000

25.625

75.625

7.073.516

7.023.516

27.017.266

2001 MAYIS

16.338.946

5.320.534

21.659.480

41.675.469

25.336.523

84.545.604

Nakit Dışı

10.146.682

2.664.232

12.810.914

35.865.115

25.718.432

52.735.698

2001 HAZİRAN

14.453.345

1.905.469

16.358.814

20.239.984

5.786.640

90.332.243

Nakit Dışı

390.890

32.362

423.252

290.466

-100.424

52.635.273

2001 TOPLAM

42.560.988

12.705.773

55.266.761

96.472.610

53.911.622

90.332.243

Nakit Dışı

12.421.265

3.908.257

16.329.522

58.066.825

45.645.560

52.635.273

Mayıs ayı içerisinde yapılan toplam 35,9 katrilyon TL.'lık nakit dışı borçlanmanın;
- 12,8 katrilyon TL.'lık kısmı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kapsamındaki bankalara yapılan ihraçları,
- 23,1 katrilyon TL.'lık kısmı ise Kamu bankalarına yapılan ihraçları içermektedir.
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı verileri

 

1998

1999

2000

2001 Hedef

GSMH (Trilyon TL)

53.518,3

78.283,0

125.971,0

182.439,0

GSMH (Milyar $)

205,8

187,5

201,9

170,7

Büyüme (%)

3,9

-6,1

6,1

-3,0

Ort. TEFE (%)

71,8

53,1

51,4

50

Yıl Sonu TEFE (%)

54,3

62,9

32,7

57,6

Yıl Sonu TÜFE (%)

69,7

68,8

39,0

52,5

Ort. TÜFE (%)

84,6

64,9

54,9

48,7

Ort. Döviz Kuru (TL/$)

260.040

417.581

623.947

1.068.806

İhracat-FOB (Milyar $)

27,0

26,5

27,3

30,3

İthalat-CIF (Milyar $)

45,9

40,7

54,0

46,3

Turizm Gelirleri (Milyon $)

7.177

5.203

7.636

 -

İşçi Gelirleri (Milyon $)

5.356

4.529

4.560

-

Dış Borç Faiz Ödemeleri (Milyon $)

4.823

5.450

6.299

 -

Cari İşlemler Dengesi

1.984

-1.360

-9.765

2.852

Kaynak: Maliye Bakanlığı verileri

(Milyar TL)

1990

1998

1999

2000

Ocak-Haz.
2001

2001 Hedefi

Harcamalar

68.355

15.614.441

28.084.685

46.602.627

31.031.574

78.999.962

   Personel

26.465

3.871.005

6.911.927

9.982.149

6.509.172

14.630.000

   Yatırım

9.882

999.320

1.544.427

2.472.317

975.368

3.749.629

    Borç Faizi

13.966

6.176.595

10.720.840

20.439.862

15.741.332

41.268.400

Vergi Gelirleri

45.399

9.228.596

14.802.280

26.514.127

16.560.761

37.710.000

Bütçe Dengesi

-11.782

-3.803.376

-9.151.620

-12.846.190

-8.103.743

-29.699.962

   Faiz Dışı Denge

2.184

2.373.219

1.569.220

7.593.672

7.637.589

11.568.438

Kaynak: Maliye Bakanlığı, 2001 Konsolide Bütçe Aylık Gerçekleşmeler ve 1990-2000 Konsolide Bütçe

Dış Borcun Yapısı

(Milyon $ )

1996

1997

1998

1999

2000

2001*

Toplam Dış Borç

79.642

84.876

96.890

103.344

116.105

112.054

Orta-Uzun Vade

62.297

66.829

75.673

79.872

87.193

85.418

Kamu Sektörü

51.616

50.228

52.568

54.078

61.141

60.139

Özel Sektör

10.681

16.600

23.104

25.794

26.052

25.278

Kısa Vade

17.345

18.048

21.217

23.472

28.912

26.636

Toplam Döviz Gelirleri

41.745

52.086

58.343

50.148

55.105

13.116

İhracat

23.225

26.261

26.973

26.587

27.774

8.152

İthalat

43.028

48.005

45.440

39.768

54.041

10.245

Cari İşlemler Dengesi

-2.437

-2.638

1.984

-1.360

-9.819

-547

TCMB Rezervler (Brüt)

16.273

18.419

19.721

23.177

22.172

18.445

Dış Borç Kullanımları

8.912

13.386

14.211

16.275

25.458

3.175

Dış Borç Ödemesi

11.418

12.418

16.513

18.316

21.937

5.043

Anapara

7.218

7.830

11.690

12.866

15.638

3.226

Faiz

4.200

4.588

4.823

5.450

6.299

1.817

GSMH

183.577

192.376

206.559

185.249

201.188

 

Ortalama Dolar Kuru

81.386

152.071

261.045

420.126

623.704

983.450

 

Toplam Dış Borç / GSMH

%43,38

%44,12

%46,91

%55,79

%57,71

 

Kamu Sektörü Borcu/ GSMH

%28,12

%26,11

%25,45

%29,19

%30,39

 

Özel Sektör Borcu/ GSMH

%5,82

%8,63

%11,19

%13,92

%12,95

 

Top.Dış Borç / Top.Döviz Gel

%190,78

%162,95

%166,07

%206,08

%210,70

 

Toplam Dış Borç / İhracat

%342,91

%323,20

%359,21

%388,70

%418,03

 

Dış Borç Servisi / GSMH

%6,22

%6,46

%7,99

%9,89

%10,90

 

Faiz / GSMH

%2,29

%2,38

%2,33

%2,94

%3,13

 
* Ocak-Mart 2001
Kaynak : Hazine Müsteşarlığı, Merkez Bankası, DPT, DİE

      Her zaman olduğu gibi, ana sorun, tüm bu sayılar ve amaçlar içinde, gerekli iç kaynakları bulmaktır. Bunun tek yolu ise, ülke içinde üretilen tüm mal ve hizmetlerin satılması ve vergilerin olabildiğince yükseltilmesidir. Bu yüzden, Kemal Derviş-IMF-Medya üçgeni, geniş halk kitlelerini "işlerin düzeleceğine" inandırmak peşindedirler. Amaç, tüm vergi uzmanlarının çok iyi bildiği gibi, "kazı, bağırtmadan yolmaktır". Yapılan tüm propagandalar, demagojiler, iki yüzlülükler hep bu amaca yöneliktir.
      Mart ayından Ağustos ayına kadar söylenen ve yazılanlara bakıldığında bu amaç ve bunun araçları oldukça net olarak görülecektir.
      Diyebiliriz ki, 14 Nisan 2001 günü açıklanan, ancak hiçbir açıklama yapılmaksızın 15 Mayıs 2001 günü değiştirilen "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı", emperyalist finans kuruluşlarının ve tekellerinin borçlarını tahsil edebilmeleri amacıyla oluşturulmuş bir programdır. Ortaya koyduğu tüm gerekçeler ve hedefler, bu çerçevede biçimlendirilmiştir. Dış borçların ödenebilmesi ve yeniden borçlanılabilmesi için gerekli döviz, sadece ülke içinden bulunabileceğinden, tüm söylem iç borçlar üzerine inşa edilmiştir. İç borçlanmanın "kötü siyasiler" nedeniyle ortaya çıktığının "medya" propagandası ile halka kabul ettirilmesine paralel olarak, 2000 yılında gerçekleştirilen mülksüzleştirme operasyonundan arta kalanların, yani küçük ve orta burjuvazinin hala ayakta kalabilenlerinin hızla mülksüzleştirilmesi hedeflenmiştir. Bu mülksüzleştirme hedefini gizlemek amacıyla, "şeffaflık" demagojisine başvurulmuştur. "Şeffaflık" adı altında ortaya konulan sayısal veriler ve hedefler tümüyle kamuoyunu aldatmayı ve mülksüzleştirilecek kesimlerin dikkatini başka tarafa çekmeyi amaçlamıştır. Bu amaca da, "kötü siyasiler" demagojisiyle, "hükümet içi çekişmeler" yaratılmasıyla ulaşılmaya çalışılmıştır. Borsanın düştüğü ve doların yükseldiği gerekçesiyle Yüksel Yalova, Enis Öksüz istifaya zorlanarak, bu görüntü pekiştirilmeye çalışılmıştır.
      Ancak uygulamanın iki ayı dolduğunda (15 Mayıs-15 Temmuz) tüm sayısal verilerin işe yaramaz olduğu ortaya çıkmış ve bunların üstünün örtülmesi olanaksız hale gelmiştir. Bu durumda, Kemal Derviş ve "teknokratlar ekibi" "programda hafif revizyona gidileceği"ni açıklamak zorunda kalmışlardır. Kamuoyuna yönelik olarak yapacakları "revizyon", 2001 yılı hedef sayılarını değiştirmekten ibarettir. Bir başka deyişle, Kemal Derviş ve "teknokratlar", TÜSİAD'ın Nisan ayında yaptığı "tahminleri", "revizyon" adı altında kamuoyuna sunmayı planlamışlardır.
      Oysa ki, "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" adı altında kamuoyunun yönlendirilmesi ve aldatılmasına yönelik demagoji tutmamıştır. Doğal olarak kamuoyunun yeniden yönlendirilmesi ve aldatılabilinmesi için "revizyon" sözcüğünün yaratacağı çağrışımlara ve "yeni" şeylere gereksinme duymaktadırlar. Bunun ilk sonucu ise söylemdeki "şeffaflık"tan vazgeçilmesi olmuştur.
      26 Temmuz 2001 tarihinde "teknokratlarıyla" birlikte basın toplantısı yapan Kemal Derviş'in "bilgi notu"nda şu ibarelerin yer alması şaşırtıcı olmamıştır:


      "Esnek Borçlanma Politikası: Hazine, Ağustos ayından itibaren borçlanma politikalarında değişikliğe giderek, bir süre günün koşullarına bağlı olarak daha esnek bir yapı arzeden bir borçlanma stratejisi uygulayacaktır. Bu kapsamda, aylık borçlanma programı yayınlanması uygulamasına ara verilecektir. İhalelerin eskiden olduğu gibi Salı günleri yapılması esas olmakla birlikte, diğer günlerde de ihaleye çıkılabilecektir. İhalelerin koşulları en az bir gün önceden kamuoyuna duyurulacaktır. Her ay sonunda, takip eden ayın günlük iç borç ödemeleri ilan edilmeye devam edilecek, referans faizi ihalelerinin tarihi ve ihraç edilecek miktar her ay sonunda açıklanacaktır."[9*] (abç)

      "Hiç kimsenin önünü göremediği"nden, ekonominin "tam bir belirsizlik içinde" olduğundan sözedildiği bir dönemde bu "gizlilik" yönelimi, mülksüzleştirilecek kesimlerin daha fazla belirsizlik içine girerek, kendini kurtarma uğruna Kemal Derviş'e olan "medyatik" "güvenlerini" kullanmayı amaçlamaktadır. Nitekim, borçlanmada "şeffaflıktan" vazgeçildiğinin "bilgi notu"nda açıklanması, üstelik Kemal Derviş'in basın toplantısı sırasında bunun "üzerinde durmaması", ne yapılmak istendiğini daha açık göstermektedir.
      Kemal Derviş'ın 26 Temmuz 2001 tarihli basın toplantısı, "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"nın tüm demagojik söyleminin ve hedeflerinin iflas ettiğinin, işe yaramaz hale geldiğinin itirafı olarak, aynı zamanda programın sonunu ilan etmiştir. Şimdi amaç, "kazın" bağırmasını engellemek ve yeni yöntemlerle "yolmaya" devam etmektir. Bu amaca ulaşmanın yolu ise, Kemal Derviş'e kamuoyunun "medyatik güveni"ni kullanarak sürekli yalan, çarpık bilgilerle kamuoyunu yönlendirmektir. "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"nın 14 Nisan ve 15 Mayıs tarihli iki ayrı versiyonunun bulunması bu yalan ve çarpıtmanın en tipik örneği olmakla birlikte, bugün çok daha somut ve "işbitirici" yöntemler geliştirilmeye çalışılmaktadır. Kemal Derviş'in 25-26 Temmuz günlerinde yaptığı açıklamalar, "şirin, sempatik, güvenilir, uzman, Dünya Bankası başkan yardımcısı, şirin Catherine'nin kocası" görünümüyle halkı nasıl kandırmaya, aldatmaya çalıştığını "medya"nın bile kabul etmek zorunda kaldığı bir olgu haline gelmiştir.
      25 Temmuz günü İstanbul Sanayi Odası'nda yaptığı konuşmada şunları söylemiştir:
      "Bir yeniden yapılandırma veya bir şey fonu gibi bir araca ihtiyaç var Türkiye'de. Bunda aslında yasal temel hazır. BDDK bünyesinde bence bu yapılabilir. Ve reel ekonomiye bence büyük yararı olacak. Çünkü bir işletmeyi kapattıktan sonra yeniden açmak çok zor. Yani kapanma aşamasında olan birçok işletmeyi gerçekten kurtarmak gerekiyor. Ama bu işletmeler tabi orta ve uzun vadede sağlıklı bir yapıya sahip ise. Bu kararı vermek kolay değil.
      Bu kararı sadece bankacılık anlayışı içinde değil daha geniş bir anlayış içinde yapabilen bir fona, bir yapıya ihtiyacımız var. Bu konuda da çalışmalar başladı ve bu çalışmayı sizlerle birlikte yapmamız lazım. Ve yalnız sizlerle değil dış kuruluşlarla da bu konuyu tartışmamız lazım. 6 Ağustos tarihinde Dünya Bankası'ndan sadece bu konu üzerinde çalışacak bir ekip geliyor.
      Ve bu konuda Brezilya'da, Kore' de, diğer birçok ülkede, İtalya'da, Almanya'da yapılan çalışmaların bütün bilgileri de beraberinde getirecekler."

      Kemal Derviş'in bu uzun sözünün özü, "reel sektör için Rehabilitasyon Fonu" kurulacağı "müjdesi" verdiğidir.
      Oysa iki ay önce "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"nın 57. paragrafında büyük iddialarla şöyle denilmekteydi:
      "2000 yılında 25'i bütçe içi ve 2'si bütçe dışı olmak üzere 27 adet, bu yıl ise Mart ayı itibariyle 21'i bütçe içi ve 4'ü bütçe dışı olmak üzere toplam 25 adet fon kapatılmıştır. Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu hariç olmak üzere kalan 15 bütçe içi fonun da bu yıl ortasına kadar kapatılması sağlanacaktır. Böylelikle 2002 bütçesine gelindiğinde sistemde sadece beş adet bütçe dışı fon kalacaktır. Bunlar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu, Savunma Sanayi Destekleme Fonu, Tanıtma Fonu, TMSF ve Özelleştirme Fonu'dur. Bundan böyle bütçe içi veya dışı herhangi yeni bir fon oluşturulmayacaktır."

      Kemal Derviş'in aynı açıklamasının diğer yönünü ise, Hürriyet gazetesinde, Meral Tamer şöyle ifade etmektedir:
      "Yanlış anlaşılma olmasın! Devlet Bakanı Kemal Derviş'in önceki gün İstanbul Sanayi Odası'nda söz ettiği fon meselesi, aslında reel sektörü kurtarma fonu falan değil, bankaları donmuş alacaklarından kurtarma fonu... Zaten Derviş de bu işlemin BDDK bünyesinde yapılabileceğini söylemedi mi?
      Bankaları donmuş alacaklarından kurtarmak ve yeni kredi verebilir hale getirmek, elbette reel sektörün de sonuçta işine yarayacak. Ayrıca bankalar donmuş alacaklarından kurtarılırken, o donmuş alacağı yaratan şirket de hayatiyet kazanmış olacak. Ama bu proje reel sektörü rehabilite etmek için falan değil, beyler. Bunu açıkça bilin."[10*]

      Kemal Derviş'in bu iki yüzlü ve kamuoyunu aldatmayı amaçlayan açıklamadan bir gün sonra yaptığı basın toplantısında "TL cinsinden yatırımı özendirmek" amacıyla "bazı tebdirler" aldıklarını açıklarken, aynı saatte Hazine Müsteşarlığı "1 yıl vadeli 6 ayda bir kupon ödemeli döviz cinsinden tahvil ihracı" yapacağını açıklamış ve bir gün sonra 500 milyon dolarlık satış yapılmıştır.
      Böylece, Kemal Derviş, aynı anda, bir yandan basın toplantısında "TL'yi cazip hale getirmek"ten söz ederken, yani kamuoyuna "paranızı TL'ye yatırınız" mesajı verirken, diğer yandan iç borçlanmanın döviz cinsinden yapılması uygulamasına geçilmiştir.[11*]
      Görüldüğü gibi, 25-26 Temmuz günü yapılanlar, tümüyle küçük ve orta burjuvazinin belirsizlik ve kararsızlık içine sokularak mülksüzleştirilmeleri için yeni bir yol açmaktır.
      Bunların yeterli olmadığı ve olmayacağı görüldüğünden, "gündem" değiştirilerek, "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"na "inanmak"tan "toplumsal barışı koruma"ya geçilmiştir:
      "Temel istikrara güven, toplumsal barışa güven, bu programın başarısı ve Türkiye'nin geleceği için en önemli koşuldur. Bu konuda her zaman birbirimize yardımcı olmamız lazım. Ve bu güveni mutlaka sağlamamız lazım. Teknik ve ekonomik, politik önlemler çok gereklidir ve buna yardımcı olabilir. Ama toplumsal barışa olan inanç, mutlaka toplumun her kesimi tarafından desteklenmelidir. Bu toplumsal barışa inancımızı tazelememiz ve güçlendirmemiz gerekiyor."
      "Ve hiçbir şekilde bu konuda bir sapmayı veya bir tartışmayı kendi aramızda başlatmamamız gerekiyor. Şu anda Türkiye'nin başka bir alternatif yoktur."[12*] (abç)

      Kısacası, tüm karmaşık söylemlerin, ağır ekonomik dilin, demagojilerin, "şeffaflık" adı altında "kapalı kapılar ardında" iş yapılmasının, sayısal verilerin vb. ardında yatan gerçek, halk kitlelerinin artan oranda mülksüzleştirilmesi ve bu yolla emperyalizme bağımlı ekonominin dış borç sorununu "çevrilebilir" hale geçirmektir. Ve geldikleri yer, bu amaçlarına ulaşabilmek için, küçük ve orta burjuvaziyi "devrim" korkusu içine sokmaktır. Şüphesiz, "korkunun ecele faydası yoktur". Küçük ve orta burjuvazi ne denli devrimle korkutulur ve karşı-devrimci konumda tutulabilirse, o denli daha fazla mülksüzleştirilecektir. Onlar, tüm "alternatif" programların ve ekonomi-politikaların er ya da geç varacakları tek yerin demokratik halk devrimi programı olduğunu kabul etmedikleri sürece, kapitalist mülksüzleşmenin kurbanları olarak yaşamak zorunda kalacaklardır.





Konuyla bağlantılı yazılar:
*** Türkiye Devriminin Acil Sorunları-I
*** Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (!)
*** Köylülerin Mülksüzleştirilmesi Ve "Siyasetin Yeniden Yapılandırılması"
*** Şehir Küçük-Burjuvazisinin "Globalizm Aşkı"nın Sonu
*** Dünya Ekonomisinde Durgunluk
*** Deflasyon, Yapısal Uyum, Döviz Çıpası, Kemal Derviş, vs.
*** Ne Oldu?
*** Alternatifi Olmayan Tek Ekonomi-Politika
*** Arjantin "Modeli"
*** Türkiye'nin Yazgısı ve Dünya Ekonomik Buhranı
*** Emperyalist Sömürü ve 5 Nisan Kararları
*** Ekonomik Buhranlar
*** Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler
*** Dünya Ekonomik Buhranı ya da Yeni-Sömürgeciliğin Bunalımı
*** "Globalleşen" Dünyada Anti-Emperyalist Bir İktidar Yaşayabilir mi?
*** İşte Emperyalist-Kapitalizm!
*** Kapitalizm ve "Modernizasyon"
*** Kapitalizmin Sürekli ve Genel Bunalımı ve "Yeni" Teoriler
*** İthalat Patlamasından Faşist-Mafya Cumhuriyetine






Dipnotlar

[1*] Devlet borçlanmalarında sözü edilen tahvil ile bono, borçlanmanın vadesine göre yapılan bir ayrımdır. 12 aydan kısa vadeli borçlanma senetlerine "bono", 12 aydan daha uzun borçlanma senetlerine "tahvil" adı verilmektedir.
[2*] "Takas"la birlikte bankaların hazine "kağıtları"ndan elde ettikleri "reel faiz oranı", %14,67 resmi faiz + dolar fiyatındaki artış oranı ("hedef" dolar fiyatıyla %56) - enflasyon oranı ("hedef" TEFE olarak %57,6) = %13,07 olmaktadır. Gerçekte ise, dolar fiyatındaki artış (1.320.000 TL olarak) %93 olmuştur ve yıl sonu itibariyle bu oranın %120'lere ulaşması "öngörülmekte"dir. Böylece "reel faiz oranı", en az %50,07, en çok %77,07 olmaktadır. Enflasyon rakamlarında meydana gelecek her artış, dolar fiya-tının artmasına neden olmadığı koşullarda, bu "reel faiz oranı"nı düşürecektir. Bu nedenle, enflasyonda meydana gelen her artışın dolar "spekülasyonu"na yol açması kaçınılmazdır.
[3*] Kemal Derviş, 17 Haziran 2001 tarihli basın toplantısı.
[4*] Kemal Derviş'in "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"nın iki ayrı metni bulunmaktadır. "Ayrıntılı program" olarak ifade edilen ve Mayıs ayında IMF'e verilen "Niyet Mektubu"na paralel olarak kaleme alınan ikinci metinde "Sunuş" şöyle yapılmaktadır:
    "Ülkemiz çok ciddi bir ekonomik dar boğazdan geçmektedir. Yaşadığımız sıkıntının görünürdeki nedeni, kamu sektörünün borç stokunun boyutu ve son yıllarda korkutucu biçimde hızlanan olumsuz borç dinamiğidir.
    1990'lı yıllarda Türkiye'nin kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 30'un altındayken, 2000 yılının sonunda bu oran yüzde 60'a ulaşmıştır. Bugün ise yüzde 70'in de üstüne çıkmıştır. Yıllardır ancak çok yüksek reel faizle borçlanabilen devlet için bu süreç artık sürdürülemez boyutlara varmıştır.
    Ancak bu olumsuz borç dinamiğinin temel nedeni Türkiye'mizde devlet ile toplum ve siyaset ile ekonomi arasındaki ilişkilerdir." (abç)
[5*] İç borçlar, devletin kendi giderlerini vergi vb. gelirlerle karşılayamadığı koşullarda baş vurduğu bir "finansman" aracıdır. Tahvil ve bono cinsinden yapılan bu borçlanma, ister devletin yeni yatırımları için, ister düzenli giderlerini karşılamak için kullanılsın, her durumda, ülke içindeki özel kişi ve şirketlerin sahip oldukları para-sermayenin faiz karşılığında devlete ödünç verilmesidir. Feodalizmin egemen olduğu koşullarda devlet iç borçlanması tefeci-bankerlere yapılırken, günümüzde kapitalist bankalara yapılmaktadır. Kapitalizmin dünya çapında egemen üretim ilişkisi haline gelmesiyle birlikte devlet iç borçlanmaları "alışılan" bir yol haline gelmiştir. İç borçlanma, genellikle her ülkenin kendi ulusal parası üzerinden gerçekleştirildiğinden, doların fiyatında meydana gelen değişiklik, "dolar bazında" iç borç "stoku" rakamlarında değişikliğe neden olmaktadır. Ekonomi-politiği bilmeyen ve kapitalist ekonomi hakkında hiçbir düşünceye sahip olmayan düz mantığa göre, doların değer kazanması, iç borçların azalması anlamına gelmektedir. Bu düz mantık sahibi "prof."lar, "gazeteciler", "ekonomi yazarları", 22 Şubat devalüasyonuyla birlikte Türkiye'nin iç borç "stoku"nun azaldığını, dolayısıyla Şubat Krizi'nin "sanıldığı kadar kötü" olmadığını iddia edebilmişlerdir. Bu "ekonomi uzmanları"nın hesabına göre, 2000 yılı sonu itibariyle 36 katrilyon liralık iç borç, Şubat Krizi öncesinde 54 milyar dolar iken, Şubat Krizi sonrasında doların 1 milyon liraya çıkmasıyla birlikte 36 milyar dolara inmiştir. Böylece neredeyse "bir gecede", 18 milyar dolar "kazanılmış"tır! Bu düz mantık sahiplerinin unuttukları tek şey, iç borçlanmanın TL. üzerinden yapılıp TL. üzerinden ödenmesidir. Döviz fiyatlarında meydana gelen değişimin iç borçlar üzerinde etkili olabilmesinin tek yolu, TL. üzerinden yapılmış olan bu borçların dolar cinsinden dış borçlara dönüştürülmesidir. Bir başka deyişle, TL. cinsinden iç borçların dolara endeksli borçlara çevrildiği koşullarda, iç borçların dolar cinsinden azaldığından sözetmek olanaklıdır. Haziran ayında yapılan "takas"ın da amacı budur. Ancak herkesin de bildiği gibi, TL. cinsinden borçların dolara endekslenmesiyle, dolar fiyatının her yükselişi iç borçların yükselmesine neden olmaktadır. Dolayısıyla "kazanılanlar", dolara endeksli borçların ek faizleriyle birlikte birkaç kat artmaktadır. Haziran ayında yapılan takasla, 10 katrilyon liralık iç borç 8 milyar 300 milyon dolarlık iç borca çevrilmiş, ancak doların yükselmesiyle birlikte, aynı borç 15 katrilyon liraya çıkmıştır. Yaman Törüner, 6 Mart 2001 tarihli Akşam gazetesinde şöyle yazmaktadır:
    "Kemal Derviş dışarıdan 35-40 milyar dolar para getirebilecek ve bu para ile iç borçlar dış borç haline dönüştürülebilecekse; devalüasyon oranının yüksek tutulması veya şimdi nispeten düşük tutulup, birkaç ay sonra yeni bir devalüasyona gidilmesi gündeme gelebilir. Yüksek oranlı devalüasyon sayesinde iç borçlar ve kamu bankalarının açıkları toplamı ulaşılan 'sorun rakam', döviz cinsinden küçülecek ve 50 milyar Dolar civarına düşebilecek. Derviş'i kurtarıcı gibi görenlerin beklentileri bu." (abç)
[6*] GSMH (Gayri Safi Milli Hasıla), bir ülkenin bir yıl içinde ürettiği tüm mal ve hizmet değerlerinin toplamıdır.
[7*] Program'da GSMH'nın 170 milyar dolar ve büyüme oranının -%3 olacağı yazılıdır. 2000 yılında 201,9 milyar dolar olan GSMH'nın %3 küçülerek nasıl 170 milyar dolara ineceği ise hiç belirtilmemiştir. Basit bir orantıyla bile verilen sayılardan küçülmenin (eksi büyüme) %15'lere kadar çıkabileceği bulunabilecektir. TÜSİAD, bu tutarsızlığın üstünü örtmek amacıyla, Nisan sonunda, "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"nın öngörülerini "revize" ederek, küçülmenin %5,8, doların yıl sonu fiyatı 1.268 ve TEFE'nin %74 olacağını ilan etmek zorunda kalmıştır. (Bkz. TÜSİAD, Konjonktür, Nisan 2001, Sayı: 27)
[8*] Sendikasyon kredileri, büyük bir banka veya finans kurumunun yöneticiliği altında birden çok banka ve/veya finans kuruluşu tarafından sağlanan kredilerdir.
[9*] Kemal Derviş, 26 Temmuz 2001 tarihli basın top-lantısının "bilgi notu".
[10*] Meral Tamer, Hürriyet, 27 Temmuz 2001
[11*] NTV, 27 Temmuz günü bu haberi geçerken şu dipnotu eklemiştir: "Bu uygulama daha önce Mek-sika'da da yapılmış ve başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Meksika dövize endeksli borçlarını kapatmak için IMF'den bir yardım paketi almak zorunda kalmıştı. Bu ihale ile Hazine döviz cinsinden yurtdışında borçlanamadığı için yurtiçinde borçlanmayı hedefliyor."
[12*] Kemal Derviş, 26 Temmuz 2001 tarihli basın toplantısı.
Sayfa başına gidiş