KURTULUŞ CEPHESİ - Mayıs-Haziran 1996
Oligarşinin
HABITAT-II Aldatmacası
Aylardır sürdürülen reklamlardan sonra, nihayet 2 Haziran günü HABITAT-II başladı. "6 milyar dünyalı"nın geleceğinin reklamı yapılan HABITAT-II'nin, sonuç olarak 1700 kişinin katılımı ile gerçekleşeceği böylece kamuoyuna yansıyabildi. İstanbul içinde yapılan yeni kaldırımlar, çevre düzenlemelerinin milyarlarca liraya malolması ve bunun ülke ekonomisi üzerindeki etkileri bir yana bırakılırsa, yapılan reklamlarla gerçekleşecek olan arasında büyük bir farklılık olduğu gün geçtikce daha da görünür hale geleceği şüphesizdir. Oysaki, HABITAT'ın dününe bakıldığında bu gerçekler çok net biçimde görülebilinen olgulardır.
Kısa adı HABITAT olan İnsan Yerleşimleri Konferansı, Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen toplulukların yerleşimleriyle ilgili sorunların ele alındığı uluslararası bir konferanstır. Tüm özelliği, insanların yerleşim sorunlarının ele alındığı bir toplantılar dizisine, değişik ülkelerin devlet ya da hükümet başkanlarının katılarak, bu sorunlar hakkında resmi görüşlerin beyan edildiği bir "zirve" olarak tanımlanmasıdır. Bir bakıma, insan yerleşim sorunlarına ilişkin olarak devletlerin resmi açıklamalarının bir kez daha ifade edilmesidir. Böylece, bu sorunlar karşısında devletlerin "duyarsız" kalmadıklarının gösterisi HABITAT olarak tanımlanmıştır.
HABITAT, bu yönüyle, 1970 sonrasında emperyalist ülkelerde ortaya çıkan çevreci akımların kapitalist sistemin yaratmış olduğu bir dizi soruna karşı çıkışının kapitalist ekonomiye zarar vermeden yönlendirilmesinin ve sistem eleştirisine doğru evrilmesinin engellemesi amacıyla ortaya çıkmıştır. Hiçbir politik niteliğe sahip olmayan çevreci akımların, artan oranda apolitik kitleyi etraflarına toplamaları, politik düzey dışında da olsa kapitalist sisteme yönelik bir bilincin ortaya çıkmasına neden olabileceği için, böyle bir yönlendirme kaçınılmaz olmuştur. 1980'de başlayan dünya ekonomik buhranı koşullarında emperyalist ülkelerdeki çevreci akımların giderek güçlenmesi, nükleer silahlardan çevre kirlenmesine, yoksulluktan kentsel yaşamın bozukluklarına kadar bir dizi sorunu kapitalist sistemin kendi içinde çözmesi gerektiği kavrayışını işlemesi, aynı zamanda kapitalist ekonomi için "gereksiz masraflar"ın artmasına neden olabileceği için, aynı zamanda, ekonomik sonuçlara da neden olmaktaydı. Fakat tüm bu süreç içinde en önemli gelişme, geri-bıraktırılmış ülkelerde ortaya çıkmıştır.
Yeni-sömürgecilik yöntemlerinin uygulanmasıyla birlikte, geri-bıraktırılmış ülkelerde kapalı ekonomilerin yıkılarak pazar ekonomisine açılması, beraberinde kırsal alanlardan kentlere doğru yoğun bir göçün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çarpık kapitalist gelişme, kaçınılmaz olarak çarpık bir kentleşmeyle beraber gelişmek durumunda olduğundan, kırsal alanlardan kentlere yönelik göçü, daha az sorunlu ve daha kabul edilebilir koşullar içinde içselleştirmesi olanaksızdır. Böylece geri-bıraktırılmış ülkelerde, sistem içinde çözülmesi neredeyse olanaksız bir kentleşme sorunu ortaya çıkmıştır. Bu sorun, politik ilişkiler dışında da olsa, hemen her durumdaki bireyi etkilediğinden, aynı zamanda düzene karşı politik bir tutum alışı da beraberinde getirmektedir. Özellikle 1960'lardan itibaren Latin-Amerika ülkelerinde giderek yoğunlaşan kırsal alandan göçün kentlerde yarattığı sorunlar, beraberinde şehirlerdeki devrimci mücadelenin gelişmesine önemli bir ivme sağlamıştır. Bu gelişmenin en belirgin sonucu ise, Brezilya'da sistemleştirilen şehir gerilla savaşıdır.
Latin-Amerika'daki ifadesiyle "teneke mahalleler", ülkemizdeki ifadesiyle "gecekondular", hemen her durumda kitlelerin mevcut düzene karşı muhalefetinin yoğun olarak ortaya konulduğu ve şehir gerillasının etkili olduğu yerler olması, kent sorunlarının yalın bir sosyal sorun olmaktan çıkarmıştır.
İlk dönemlerde, Amerikalı uzmanlar (ki çoğunluğu kontur-gerilla uzmanı durumundadır) aracılığıyla kentlerde polis denetiminin kurulması üzerinde yoğun girişimlerde bulunulmuşsa da, çok fazla etkili olmadığı kısa sürede ortaya çıkmıştır. Şehir gerillası, yönetimin askerileştirilmesi yoluyla, yani askeri darbelerle yok edilmeye çalışılmıştir. Oligarşilerin şehir gerillasını ele geçirmek ve yok etmek amacıyla sürdürdükleri saldırılar, kentlerdeki çarpıklıklarla birleşerek, kısa dönemli sonuçlar vermekten öteye geçememiştir.
Öte yandan, yeni-sömürgecilik yöntemlerinin uygulanmasında ortaya çıkan tıkanıklık, 1980 dünya ekonomik buhranında belirleyici olmuştur. Ancak yeni-sömürgecilik yöntemlerinde tıkanmalar olmakla birlikte, emperyalist sömürünün sürdürülüşünün temel yöntemi olmaya devam etme zorunluluğu, yeni arayışları kaçınılmaz kılmıştır. Geri-bıraktırılmış ülkelerde iç pazarın daha da geliştirilmesi, kitlelerin daha fazla tüketici hale getirilmesi, özellikle de emperyalist metalar için yeni pazar olarak işlev görmeleri, 1980 dünya ekonomik buhranıyla birlikte daha da hayati bir sorun haline gelmiştir. Bunun sonucu ise, kendi içinde sürekli sorunlar üreten yeni-sömürgecilik yöntemlerin kullanılma zorunluluğu ile geri-bıraktırılmış ülkelerdeki iç pazarın daha da geliştirilmesinin getireceği sorunlar arasında sıkışılması olmuştur. Kırsal nüfusun kentsel nüfusa oranla sürekli azaltılması yönünde Dünya Bankası belirlemeleri, kaçınılmaz bir biçimde kentlere olan göçü ve kent sorunlarını en üst boyuta çıkarmıştır.
Bu gelişmeler, görüntülü basının gelişimine paralel olarak, kitlelerin karşısına "kötü yaşam koşullarının trajik görüntüleri" olarak gün be gün çıkmaya başlamıştır. Emperyalist ülkelerdeki çevreci akımlar ile bu görüntüler, kaçınılmaz bir biçimde emperyalistlerin "birşeyler" yapmalarını gerektirmesi, HABITAT'ı gündeme getirmiştir.
Bugün ülkemizde öne çıkartılan HABITAT' ın, yani İnsan Yerleşimleri Konferansı' nın "Kent Zirvesi" bölümüdür. Bu yönüyle, değişik ülkelerin devlet ya da hükümet başkanlarının resmi beyanları ön planda olmaktadır. Bir dizi devlet ya da hükümet başkanı yahut yetkilisi, yerleşim sorunları üzerine ne denli "duyarlı" olduklarını beyan etmeleriyle geçecek olan bu zirve, sadece görüntüsel bir konferans olması anlamına gelmektedir. Yine de, bu toplantının Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenmesi, kimi reformist muhalefet kesimleri için politik bir içeriği de ortaya çıkartmaktadır. Özellikle Kürt ulusal hareketi çerçevesinde özellikle öne çıkartılmak istenen bu politik içerik olmuştur. Öyle ki, PKK ateş-kes ilan ederken, sorunun Haziran ayına kadar çözüleceği beklentisini A. Öcalan'ın ağzından açık bir biçimde ifade etmiştir.
HABITAT toplantıları, özellikle de zirvesi, katılımlar açısından belli bir politik içeriğe sahipmiş görüntüsü taşısa bile, sanılanın aksine, tüm içeriği toplumsal sorunlarla sınırlıdır. Pekçok ülkede siyasal muhalefette etkin olan reformist hareketler, hemen her yerde toplumsal (sosyal) sorunları ele alarak politik bir hareket oluşturmaktadırlar. Kimi ülkelerde bu reformist hareketler, salt toplumsal sorunları ele alışları ve işleyişleri nedeniyle iktidarlar tarafından baskıya uğramaktadırlar. Amerikan emperyalizminin "Demokrasi Projesi" çerçevesinde bu reformist hareketleri desteklemesi, bu kesimlerin "kendilerini ifade etmeleri" için belli bir ortam ve zemin sağlanmasını da gerektirmiştir. HABITAT'ı bu amaçla kullanmak durumunda olan Amerikan emperyalizmi, Birleşmiş Milletler çerçevesinde düzenlenen bu konferanslarda belli bir "dokunulmazlık" kuralı getirerek, bu muhalefeti yerel iktidar baskılarına karşı korumaya almış görünmek istemektedir. İlk HABITAT sırasında Sovyetler Birliği'nin varlığı düşünülecek olursa, böyle bir dokunulmazlığın anlamı daha iyi anlaşılacaktır. Sovyetler Birliği' ne karşı her türlü muhalefet hareketini destekleyen Amerikan emperyalizmi, HABITAT türünden uluslararası konferanslar aracılığıyla SSCB' yi tecrit politikasını yıllarca sürdürmüştür.
Bugün Amerikan emperyalizmi için Sovyetler Birliği diye bir tehlike bulunmamaktadır. Bu nedenle, HABITAT-II, tüm beklentilerin aksine sıradan bir konferanslara benzer bir görünüm içinde olması kaçınılmazdır. Bu, aynı zamanda, HABITAT türü toplantıların politik niteliğinin silikleşmesi anlamına gelmektedir. Ülkemizde bu gerçek HABITAT-II' nin açılışı yaklaştığında farkedilmişse de, düzenlenmeye çalışılan "alternatif HABITAT" yaklaşımı ile yeniden politik içerik kazandırılması olanaksızdır.
HABITAT, dünya çapında insan yerleşimlerinin ele alındığı uluslararası bir konferans olması, kapitalist-emperyalizmin insanların yerleşim sorunlarını nasıl tekil bir sorun haline getirmeye çalıştığının da bir göstergesidir. Sosyal sorunların kendisini belirleyen üretim ilişkilerinden ve siyasal iktidar sorunundan ayrı olarak ele alarak, sosyolojik ve şehircilik perspektifleriyle değerlendirilmesi ve çözümler aranması, küçük-burjuva dünya görüşüne oldukça elverişli bir temel oluşturmaktadır. İşte HABITAT-II'nin İstanbul'da düzenlenmesiyle birlikte oligarşik yönetimin her türlü propaganda aracı ile yaptığı reklamlar, oluşturmaya çalıştığı yanılsamalar, sorunun küçük-burjuva kavrayışıyla olan uyumunu getirmiştir. Küçük-burjuvazinin "ulusal gurur"unun okşanıldığı HABITAT reklamları, aynı zamanda küçük-burjuvazinin mülkiyeti içinde bir çözüm getireceği beklentisi yaratmaya yöneltilmiştir. Gazi olaylarından sonra yoğun bir biçimde gündeme getirilen "gecekondu mahalleleri"nin "sosyolojik" yapısı, HABITAT-II'nin "Kent Zirvesi" boyutuyla ele alınabilecektir. 1 Mayıs olaylarından sonra yaygınlaştırılan "varoş" kavramı, sorunun "HABITAT'lık" bir sorun haline dönüştürülmeye çalışılmasının bir yansısı durumundadır.
Şüphesiz HABITAT çerçevesinde tekil olarak da olsa ele alınan dünya çapında insan yerleşimleri sorunu önemli bir sorundur. Kentsel ve kırsal alanlarda yaşayan milyarlaca insan, en kötü barınma koşulları içinde bulunmakta ve her türlü insani gereksinmelerini karşılayamaz halde bulunmaktadır. Emperyalistlerin kendi verileriyle yüz milyon insanın evsiz olarak yaşadığı bir dünya bulunmaktadır. Bu sorunların, nedenleri ve çözümleri ister istemez tüm insanlığın sorunları durumundadır. Ama tartışılması olanaksız olan tek gerçek, bu sorunların temelinde kapitalizm yatmaktadır. Kendi deyişleriyle, "üçüncü dünya ülkeleri", yani geri-bıraktırılmış ülkeler, emperyalist sömürü sistemi içersinde alabildiğine insanların tüketilmesini yaşarken, emperyalist tekeller sermayelerini sürekli büyütmektedirler. Kapitalist üretim ilişkilerinin temelinde insan emeğinin sömürülmesi yattığından, emek-gücünü yitiren insanın hiçbir değeri bulunmamaktadır. Bir yandan emek-gücünü yitiren işçi bir yana atılırken, diğer yandan yeni ve genç emek-gücü sürekli kapitalist pazara sunulmaktadır. Yeni-sömürgecilik yöntemleriyle, geri-bıraktırılmış ülkelerde kapitalizmin yukardan aşağıya geliştirilmesi, yani emperyalizmin istek ve çıkarlarına göre biçimlendirilmesi, kaçınılmaz olarak çarpık bir kentleşme ve bozulmuş bir tarımsal ekonomi ortaya çıkarmıştır. Bunun insan yerleşimleri açısından yarattığı büyük sorunlar, kapitalistler için fazlaca önemli değildir. Onların tek önemsediği, bu sorunların kitlelerin siyasal iktidara yönelik bir mücadelesine neden olmamasıdır. Bu nedenle, gerek kentlere yeni göçen kitlelerde, gerekse kırsal alanlarda yaşayan köylülerde, sürekli olarak küçük-burjuva hayalleri yaratarak, kitlelerin yaşam koşullarına karşı tepkilerini pasifize etmeye çalışmaktadır.
Bu pasifikasyonda temel yöntem, her zaman, oligarşinin siyasal zoru olmakla birlikte, diğer yöntemler de kullanılmaktadır. Özellikle 1984' lerde T. Özal aracılığıyla yürütülen pasifikasyonda temel araç "tapu tahsis belgeleri" olduğu düşünülecek olursa, HABITAT türü konferansların "yaşanılır bir çevre ve yaşama elverişli konut" türünden bildirilerinin niteliği görülebilecektir.
Türkiye oligarşisinin HABITAT-II'den beklentileri birkaç yönlüdür.
"Yüzyılın son büyük zirvesi" olarak HABITAT-II'yi lanse ederek, küçük-burjuvazinin ulusal gururu okşanmaktadır. İkinci olarak, konferans için yapılan düzenlemeler ve "kongre salonu" ile yeni bir turizm geliri sağlanmak istenmektedir. Üçüncü olarak, kentsel yerleşim sorunları içinde İstanbul'a öncelik sağlayarak, Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası fonlarından yararlanmak ve bu yolla gecekondu bölgelerinin ıslahını sağlamak. Dördüncüsü, gecekondu mahallelerinin yeniden düzenleneceği umutlarını yaratarak, bu mahallelerdeki toplumsal muhalefeti pasifize etmektir. (Oligarşinin ilk iki beklentisi, kısa vadede ürünler vermek durumundayken; son ikisi orta vadeli bir beklenti durumundadır. 1980 öncesinde politik faaliyetlerin yoğun olarak yaşandığı Ümraniye (1 Mayıs) mahallesinin, 1980 sonrasında "tapu tahsis belgeleri" verilmesiyle nasıl bir siyasal dönüşüme uğradığı bilinmektedir.)
Günümüz koşullarında sıradan bir uluslararası toplantı olan HABITAT-II, tüm bu yönleriyle bir aldatmacadan ibarettir. İnsan yerleşimlerine ilişkin sorunların kaynağının kapitalizm olduğunun üstünün örtülmesine hizmet eden ve sorunların çözümlenmesinin engelinin yine kapitalizm olduğunun unutturulmasını sağlamaya yönelen bir konferans olarak HABITAT-II, oligarşinin birkaç haftalık şovundan ibaret kalacaktır.